yönetimAkşehir’in beyleri Nasreddin Hoca’yı yöneticilerin olduğu bir yönetim yemeğine davet etmişler. Hoca davete, günlük kıyafetiyle katılmış. Katılmış ama ne hoş geldin diyen var, ne de sefa getirdin diyen… Herkes allı pullu kıyafetlilere el pençe duruyormuş.

Hoca bir koşu evine giderek sandıktaki işlemeli kürkünü giyip yemeğe geri dönmüş. Az evvel hoş geldin bile demeyenler, önünde yerlere kadar eğilmişler, yere göğe sığdıramayıp başköşeye oturtmuşlar.

Kuzunun en hasını önüne koymuşlar. Herkes Hoca’nın yemeğe başlamasını bekliyormuş. Hoca, bir taraftan kürkünün kolunu sofrada sallamaya, bir taraftan da “Ye kürküm ye, ye kürküm ye!” demeye başlamış.

– İlahi Hoca, demişler, kürkün yemek yediğini kim görmüş?
Hoca taşı gediğine koymakta gecikmemiş:
– Kürksüz adamdan sayılmadık… İtibarı o gördü, yemeği de o yesin.

Kürk ne kadar önemli olmalı ki günümüzde hala adı değişse de insanların kıyafetlerine göre değerlendirilmeye devam ediyor.

Tabi ki ben yemek daveti ile kısıtlı olmayan bu kürk mevzusunun aslında tamamen değişerek günümüz yöneticilerinden bahsetmek istiyorum özel olsun devletin herhangi bir kademesinde olsun bir yöneticinin odasına girdiğinizde odanda ilk sizi bir parfüm kokusu ve ihtişamlı makam odası karşılıyor

içinizden bir yöneticinin odasının ve görüşünün o kurumunun aynası olduğunu tabi ki de görünüşünün ihtişamlı olması gerektiğinin söylediğinizi biliyorum evet size göre öyle olabilir fakat bildiğimiz bir gerçek te var içini bilmediğimiz bir şey satın aldığımızda dış görünüşü ne kadar ihtişamlı ise içinin o derece iyi  çıkmayacağı hissi her zaman bende uyandırır.

İşini yapan ve gerçekten çalıştığı makamın hakkını vererek işinde gelişmeye açık ve bulunduğu kurumun gelişmesi kendini yenileyebilmesi için elinden gelen her şeyi yaparak koşturan bir yöneticinin kürke ihtiyacı yoktur, Liyakat sahibi gerçek manadaki yöneticilerin kürkleri yaptıkları işleri ve ilerilere taşıdıkları kurumudur.

Tabii hal böyle olunca, kurumlarımız ilerlemiyor ve değişen dünya teknolojisine ayak uyduramıyor, hala 1900 lü yılların yavaşlığında ilerlemeye devam ediyoruz.

Burada yöneticilerin yaş ortalamalarının gençleşmesi, o kurumun teknolojik ve diğer gelişmelere hemen ayak uydurabileceği anlamına gelmez, iyi bir yönetici sağladığı başarının arkasında bulunan kahramanların hakkını her zaman verebilmeli, kendi koltuğunu kaybetme korkusu içerisinde her şeyi sahiplenmemelidir.

yöneticiGünümüz Türkiyesin de, yöneticilik pozisyonlarına getirdiğimiz insanlarımızın, ne yazık ki sırf koltuklarını sağlamlaştırmak için, alt tarafında oluşan sorunları bir üst makamlarına iletmeyerek, her şeyi güllük gülüstanlık göstermek gibi bir huyları var.

Elbette ki en üstteki kişilerde, alttan üste doğu gelen bu güllük gülüstanlık raporlara inanmak zorunda kalıyorlar. Nedeni ise, sorunsuz yönetilen bir kurum herkesin istediği bir şeydir.

Bir piramit gibi düşünürsek yönetim şemasını, piramitin en üstünde bulunan kişi en altta bulunan sorunlardan bi haber yaşar gider ve altta oyulmaya başlayan yönetimden habersiz, bir bakmışsınız içerisi boş tamamen reklamlardan oluşmuş bir kurum oluşmuş.

işte tamda burada aklıma bir fıkra geldi, onu anlamdan geçmek istemiyorum.

Fıkra bu ya;

Bill Gates ölmüş ve Tanrının huzuruna çıkmış..
Tanrı demiş ki:
‘Bill senin durumun hakikaten karmaşık. Seni cennete mi, cehenneme mi yollamalı bilemiyorum. Her eve bilgisayar girmesine yardımcı olarak insanlığa katkıda bulundun.
Ben de senin özel durumuna göre bir şey yapacağım. Cenneti de cehennemi de ziyaret et, hangisine gideceğine, karar ver.

‘Tamam’ demiş Bill Gates, ‘Önce cehenneme bir bakayım.’ Ve inmiş cehenneme bir de bakmış berrak sulu bir kumsalda bir sürü güzel kız top oynuyor eğleniyor, güneş parlıyor hava süper.

‘Allaah’ demiş Bill Gates, ‘Cehennem böyleyse Cenneti hakkaten görmek isterim.’ Ve cennete çıkmış. Bir bakmış, bulutların üzerinde bir yer, etrafta melekler uçuşuyor, güzelce bir yer ama cehennem kadar değil.

‘Tamam’ demiş tanrıya Bill Gates, ‘Ben cehenneme gitmeye karar verdim.’
İki hafta sonra tanrı cehennemi ziyaret edip Bill Gatesin nasıl olduğuna bakmaya karar vermiş Gitmiş Bill’in yanına, Bill bir duvara zincirlenmiş,
alevler içinde karanlık bir mağarada ve zebaniler işkence ediyor.

– Nasılsın Bill? –
– Korkunç! Burası iki hafta önce geldiğim cehennem değil!
Kızların oynaştığı o güneşli kumsala ne oldu?
–Tanrı cevap vermiş: O ekran koruyucuydu!!!!!

Dedim ya fıkra bu, aslında güldürürken düşündüren bir fıkra benim açımdan, insanlar yaptıkları kötü işleri hep bir perde ile gizlerler, ve dışarıdan bakan kişiler her şeyi çok güzel görür taaki ekran koruyucu düşene kadar.

İşte piramittin en üstünde bulunan kişi, alta inerek sistemi kontrol eder, atadığı yöneticileri  ise Osmanlı Padişahları gibi tedbili kıyafetle denetlerse, belki de görecek gerçeği ve yöneticilerinin, kendisine aslında ekran koruyucuyu göstererek gizledikleri gerçekleri bilecek.

Beni takip edenler bilir işte yazmaya başladım mı duramıyorum, yöneticilerimizi yakından inceleme yazımızın başlangıcı olsun ve devamını bir sonraki yazımızda devam edelim isterseniz, yazı dizimi takip ederseniz,  ekran koruyuculu yönetimi daha iyi anlayacaksınız… 

Kirli
Kirli

Kendi halinde, yalnız bir başına dolaşıp, susuz denizlerde boğulurken kelimelere sarılarak kurtulan garip bir insan