Şimdilerde dinlediğimiz şarkılarda olmayan, fakat eski zamanlarda yaşamış olan şairlerin yaşadıkları neşeli anlarını ya da başlarından geçen hüzünlü olayları, dizlerine döktükleri şiirlerin bir bestecinin elinden notalara dökülmesi ile bizlere, şairin yaşadığı acıyı yada sevinci içimizde hissettiren eski zamane şarkıları. 

 

“Eyvah! Ne yer, ne yar kaldı, Gönlüm dolu âh u zâr kaldı.” dizeleriyle başlayarak yüreğimizi dağlayan bu şiir, Abdülhak Hamid Tarhan tarafından, ölen eşi Fatma Hanım’a ithafen yazılmıştı. İronik olan ise, bu zamansız ölümün yüreğinde meydana getirdiği o tarifsiz acıyı dizelere dökerek, Türk edebiyatının belki de en acıklı şiirini yazmıştır.

 

Fatma Hanım bu sıralarda henüz 13 yaşındadır. Tanışmalarına ve evlenmelerine dair pek çok rivayet bulunsa da, Abdülhak Hamid’in evliliğinde çok mutlu olduğu ve Fatma Hanım’ı daima kaybetme korkusu yaşadığı bilinen bir şeydir.

Öyle ki hatıralarında Fatma Hanım’dan, “Beraber gezerken düşecek diye tutacak oluyordum. Uyurken bir akşam uyanmayacak, ölecek gibi duruyordu. Güldüğü zaman güzelliğini uçacak sanıyordum.” diye bahseder.

Abdülhak Hamid ve Fatma Hanım’ın Hüseyin ve Hâmide adında iki çocuğu olur. Bu yıllar, Hamid’in Garam şiiriyle birlikte, Sardanapal, İçli Kız, Sabr-ü Sebat gibi tiyatro eserlerini kaleme aldığı yıllardır.

Izdıraplar 1883 yılında başlar…

Bu dönemde ince hastalığa yakalanan karısı Fatma Hanım için, Bombay konsolosluğuna çıkan tayini kabul eden Hamid, buranın havasının Fatma Hanım’a iyi geleceğini düşünür. Ancak ne yazık ki geçen üç yılın ardından Fatma Hanım’ın durumunun da gitgide ağırlaşmasıyla İstanbul’a doğru yola çıkarlar.

Ne yazık ki, kaderde evine dönemeden ölmek vardı Fatma Hanım’ın. İstanbul’a varamadan, Beyrut’ta, Vali Nasuhi Bey’in konağında hayatını kaybetti…

VE TARHAN, MAKBER’İ YAZDI

 

Eyvah! Ne yer, ne yâr kaldı,
Gönlüm dolu ah-u zâr kaldı.
Şimdi buradaydı, gitti elden,
Gitti ebede gelip ezelden.
Ben gittim, o haksar kaldı,
Bir köşede tarumar kaldı,
Baki o enis-i dilden, eyvah,
Beyrut’ta bir mezar kaldı.

Tarhan, 40 gün Beyrut’tan ayrılmadı. Her gün karısının mezarı başına, ziyarete gitti. İşte bu acı, Tarhan’a Makber’i yazdırdı. Tüm acısını, bu şiirde anlatmıştı. Bu acı başka kadınlara aşık olmayacağı anlamına gelmedi; Tarhan hayatına devam etmişti. Makber ile imparatorluğun sınırlarını aşan bir ün de kazanmıştı…

Yeni yeni kendini tanıtan Avrupai Türk Şiiri tarzının en önemli örneklerinden biri olmuştu Makber. Ayrıca okurun duygularına seslenen bu şiir, metafizik ürpertiyi de Türk şiirine getirmişti. Öyle ki aradan geçen onlarca yıla rağmen, birçok şaire eser kaynağı olacaktı…

Kirli
Kirli

Kendi halinde, yalnız bir başına dolaşıp, susuz denizlerde boğulurken kelimelere sarılarak kurtulan garip bir insan